Ahmet ENES
26.08.2010 - 16:44
Ahmet ENES
"Aklım devre dışıdır, şimdilik ‘hayır’..."

Gün oldu, akşam oldu. Bir arkadaşımı ziyarete gittim. Bursa’dayım. Merinos Park denilen bir yer. İftar şenlikleri falan... Her şey güzel, geziyoruz, gülüyoruz... Birden karşıma hani şu “Bize evet demek için mahalle baskısı yapıyorlar, hayır diyeceğimiz için korkuyoruz” diye şikayet eden partinin mensuplarından biri çıkıyor, parti imzalı broşürünü uzatıyor ve “Siz de hayır diyorsunuz, değil mi?” diye soruyor, destek istiyor...
Eve dönüyoruz. Annesi, arkadaşımın küçük kardeşine, “Hayır demezsen sütümü helal etmem sana” diyor...

Sonra düşündüm mahalle baskısı nedir diye. Aklıma dedim filtre takayım. Gözüme dedim şapka giyeyim. Kafama dedim gözlük koyayım da görmeyeyim bu manzarayı. İçim acıdı.

Biz, “Son kalemizi de elimizden alacaklar” mantığıyla daha demokratik bir anayasaya kapı aralayan anayasa değişikliğine karşı çıkanların yaşadığı ülkenin oksijenini sindiriyoruz ciğerlerimizde. Ben çok açık söyleyebilirim ki sizin bu kale mantığınızı sevmiyorum. Afedersiniz ama kalenizi de, hakeminizi de alın ve ayrılın bu sahadan. Zira sizin zihniyetiniz, tarihi ve geleceği boyunca gol yemeye mahkum bir zihniyet. Yıllar boyunca sağlam bir kaleci transferi yapamadığınızı da göz önünde bulundurursak, daha bu milletin iradesinden yiyeceğiniz çok gol var diyebiliriz.

Aslında böyle değil. Daha uysal olmalıyım. Gönül insanı olmak lazım gelir ama benim gönlümü “yeşil, beyaz, sarı ” diye renklere ayırıp, “şucu, bucu” şeklinde kefelere tıkayan düşünsellere isyanım kabardı .

Kabaran tüm isyanlar için yaşam destek ünitesi babında bir anayasa değişikliği talep ediyorum. Bunu istemek için sebeplerim var. Çünkü benim ülkemde millet iradesine karşı tutum sergileyen aleni bir yargı iradesi var. Çünkü onlar sadece kendilerinin haklı olduğunu düşünüyorlar. “Özgürlük” onlar için çok şey demek ama yine onlara göre bu halk özgürlükten ve demokrasiden çakmıyor. Onlar halkın ve iktidarın zihnini okuyabiliyorlar üstelik. Bir de müneccimlik kabiliyetleri var.

Hayır, öyle değil. Açık olalım. Kimsenin derdi anayasa değil. Asıl sorun demokrasi de değil. Her şey bir göz zevkinden ibaret aslında. Bahçesinde barbekü partisi veren insanın yan komşusu açlıktan ölüyorsa insan ya gider komşusunu doyurur, ya da umursamaz ve görmek istemez. Bu halk, komşusu açken barbekü partisi yapan ve aç komşuyu yok sayan insanların kalelerinin mahkumu oldu bu ülkede. Denize mayosuyla, bikinisiyle giren insanlar yan tarafında haşemalı tatilciler istemiyor. Bu ülkenin sorunu bu. Önce burdan başlanmalı. Üniversitede derse giren öğretim üyeleri, karşılarında “ezik”, kapalı, sakallı öğrencilerden ziyade daha çağdaş bireyler görmek istiyorlar. Meselenin özü de, sorunun damarı da burası.

Ha ama sonra o halk iktidar oluyor ve kale sahipleri diyorlar ki halka: “Siz basitsiniz, halksınız, bir halta yaramazsınız, anayasa yapamazsınız, cumhurbaşkanı atayamazsınız, amaaan vatan elden gidiyor...”

Peki soruyorum o zaman: Neden? Sizi bu halktan daha zeki kılan nedir? Onların bilmedikleriyle mi amel ediyorsunuz? Bu halk da yaşamayı sizin kadar hak etmiyor mu? Ve ayrıca size o kaleleri kim verdi? Neden sizin çocuklarınız değil de, halkın çocukları ölüyor dağlarda hep? Neden hep lüks restoranlarda, balolarda boy gösterenler sizlersiniz? Halkın zengin olması sizi korkutuyor mu? Halkın, gücü eline alması sizi telaşlandırıyor mu? Siz kendinizi güvende hissetmediğiniz zaman hep karşınızdakine, “irticacı, öcü” diye çamur mu atarsınız? Müslüm Gündüzleri, Fadime Şahinleri de bu halk mı hortlattı yoksa?

Sormak istediğim lakin cevabını alamayacağımdan emin olduğum onlarca soru var heybemde. Özetle bu referandum artık, “kale sahipleriyle mi, halkın iradesiyle mi devam edelim?” münakaşasına dönüştü. Olacağı da buydu. Çünkü bir tarafta laikliğin elden gideceğine inandırılmış insanlar, diğer yanda “öcü” diye tanıtılmış bir halk var. Kaymağı yiğense hep “kale sahibi” adamlar...

Bu olacak. Er ya da geç olacak. Bu halk birbirini tanıyacak. Laikliğin elden gideceğini düşünenler, aslında sadece korktukları adamların çalıştıklarını; bu ülkede yol yaptıklarını, aş ürettiklerini, iş bitirdiklerini görecekler. Öcü denen insanlar kabuklarından çıkıp aslında yanlış bildikleri şeyleri tartışmaya başlayacaklar. Laik diye damgaladıkları insanlarını bu ülkenin, tanıyıp aslında hiç de günah keçileri olmadığını görecekler. Bu ülke, hiç bozulmayacak bir barışı ve yıllarca sürecek refahı diğer bütün ülkelerden daha çok hak ediyor çünkü.
Biraz zaman lazım. Gerçek maske sahiplerini görmek için 13 Eylül’ü merakla bekleyin. Ben tüm kalbimle bu referanduma “hayır” diyenlerin bile 6 ay ya da 1 yıl sonra yüreklerinin derininde bir “cız” duyacağına, vicdan azabı yaşayacağına inanıyorum.

Diğer yandan Bursa’daki ve bir çok yerdeki ‘mahalle baskınları’, “aklım devre dışıdır, şimdilik hayır” demeye devam etsinler. Çünkü ben, “Evet” ile yenilenen Türkiye’yi onların da çok seveceğini şimdiden görebiliyorum.

Cum, 08/27/2010 - 13:19
Macit Cününoğlu kullanıcısının resmi
Macit Cününoğlu

Sayın Enes, Referandum da neden "Evet" diyeceğini, "Hayırcıların" aklı ve vicdanı üzerinden gerekçeleriyle anlatmış...Elbette görüşlerine ve kararına saygı duyarız...Ayrıca sorgulamak, hele hele de yargılamak aklımızın ucundan geçmez...Üstelik böylesi davranışlar demokrasiye ve özgür düşünceye olan sonsuz inancımızı zedeler ve haddimizi de aşmak anlamı taşır ki ünlü düşünür Voltaire'in "Fikirlerinize katılmıyorum ama ifade etmenizi ölümüne savunurum" dediği ve bizimde çok benimsediğimiz ilkesiyle çatışır. Evet, 12 Eylül'de oyunun rengi belli olan değerli yazarımızın köşesine hangi gerekçeyle yorum yazımızı ilettiğimizi izninizle açıklayalım...Efendim, yazılarından anlaşılıyor ki yazarımızın sanat ile ciddi bir bağı, onun da ötesinde Oscar WILDE gibi bir deha ile de düşünsel akrabalığı var...Bizde sayın Enes'in bu özelliklerini bildiğimiz için ve hoşgörüsüne sığınarak O.WILDE'in engin dünyasından bir kez daha seslenmek istiyoruz...Bakalım neler söylemiş büyük Usta, "Hiçbir sanatçı, bir şeyi kanıtlama isteği duymaz. Gerçek olan şeylerin doğruluğunu kanıtlama olanağı bulunsa bile...Hiçbir sanatçı ahlâk bakımından yan tutmaz. Ahlâksal eğilimler, sanatçının anlatımına hoş görülmeyecek bir özenti katar. Hiçbir sanatçı asla kötümser değildir. Sanatçı, herşeyi dile getirebilir. Düşünce ve dil, sanatçı için, sanatının araçlarıdır. Kendisinden başka hiçbir şeyi dışa vurmaz sanat..." O.WILDE böyle düşünüyor bizde gönülden katılıyoruz...Ya siz ? Bırakalım "Evet-Hayır" oyununu bir tarafa, bizlerin aklını ve vicdanını sorguluyorsunuz ! Ne dersiniz, doğru bir tavır mıdır değerli A.Enes ?..Saygılarımızla...M.C.

Diğer Yazıları

(28.01.2011 - 16:27)
(24.12.2010 - 16:35)
(07.12.2010 - 15:27)
(24.11.2010 - 14:46)
(12.10.2010 - 16:14)
(28.09.2010 - 12:18)
(14.09.2010 - 15:11)
| Copyright © 2007-2012