Ünlü piyanist Fazıl Say’ın “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözleri günlerdir çeşitli boyutlarıyla ele alınıyor, tartışılıyor.
Say gibi bir müzisyenin görüşlerini daha zarif şekilde ifade etmesi beklenirdi. Ancak üslup sorunu bir yana bırakılacak olursa Say’ın haksız olduğunu söylemek zor.
Arabesk, müzik zevkimizi geliştirmedi, aksine geriye götürdü. Bundan daha büyük bir zararı ise zaten mutsuz olan Türk halkını adeta sürekli bir depresyona sokması oldu.
Dünyada müzik genellikle eğlenmek, neşelenmek, yaşam sevincini artırmak, ruhu besleyip yüceleştirmek için dinlenir. Bizim arabesk müzik ise tahtını alın yazısı, kader, bitmeyen dertler, ölüm, imkansız aşklar üzerine kurdu, hiçbir umut ışığının olmadığı kapkara bir dünya panoraması çizdi. Benzer temaları Türk Sanat Müziği de işliyordu ama arabesk müzikte bunun sınırı, ölçüsü, dozu kaçtı, adeta marazi bir hal aldı.
+++
“Arabeskin kralı” olarak bilinen Orhan Gencebay’ın “klasik” şarkılarının sözlerine bir göz atalım.
Gencebay, “Batsın Bu Dünya” şarkısında şöyle diyor:
Yazıklar olsun yazıklar olsun/Kaderin böylesine yazıklar olsun/Her şey karanlık nerde insanlık/ Kula kulluk edene yazıklar olsun/Batsın bu dünya bitsin bu rüya/Ağlatıp ta gülene yazıklar olsun/Doğmamış çileler yaşanmamış dertler/Hasret çeken gönül benim mi olsun/Ben ne yaptım kader sana/Mahkum ettin beni bana/Her nefeste bin sitem var/Şikayetim yaradana şikayetim yaradana/
Bu şarkıyı dinleyen, “Her şey karanlık nerde insanlık” mesajı alan bir kişinin hayata olumlu bakması mümkün olabilir mi? Şarkının şiir kalitesi de evlere şenlik doğrusu.
+++
Gencebay’ın, “Kaderimin Oyunu” isimli şarkısında da, giden sevgili yüzünden hayatın bir zulüm haline geldiği vurgulanır, “Bıktım artık yaşamaktan” diye haykırılır:
Ne sevenim var/Ne de soranım/Öyle yalnızım ki /Çilesiz günüm yok /Dert ararsan çok/Öyle dertliyim ki/ Bana kaderimin bir oyunu mu bu/Aldı sevdiğimi verdi zulümü/Dünyaya doymadan göçüp gideceğim/Yoksa yaşamanın kanunu mu bu/Bıktım artık yaşamaktan/ Çekmekle biter mi bu hayat yolu/Bu yalnızlık bu dert/Bekleyeceğim bekleyeceğim/ Geri dönmese bile/Alıştım kaderin zulmüne artık/Bana gülmese bile/
Dinlenmek yada eğlenmek için şarkı dinleyen bir genç düşünün… Şarkının ona verdiği mesaj, “Bu dünya yaşanmaya değmez. O halde bu dünyadan gitmeli” değil mi?
+++
Orhan Gencebay”ın “Bir Teselli Ver” isimli şarkısının sözleri de şöyle:
“Bir teselli ver/Yarattığın mecnuna bir teselli ver/Sevenin halinden sevenler anlar/Gel gör şu halimi bir teselli ver/Aramızda başka biri var ise/Tertemiz aşkımı bana geri ver/Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum/Ömür boyu bitmeyen bir dert ile yoğrulmuşum/Gülemem sevgilim ben sensiz ah yaşayamam/Bana ne gerek/Senin aşkından başka bana ne gerek/Aşkın zehir olsa yine içerim/Yolun ecel olsa korkmaz geçerim…”
Bu şarkıda da koyu bir karamsarlık hüküm sürüyor, sevgilisiz yaşanamayacağı, aşkın zehir olsa içileceği gibi mesajlar yer alıyor.
+++
Sadece Orhan Gencebay değil bir çok şarkıcı arabesk türü eserlerle Türk halkını mutsuzluğa, umutsuzluğa sürüklüyor. Kasetlerde, CD’lerde yüzlerce örneği bulunabilir bunların.
Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinin aktörleriyle dinledikleri müzik konusunda bir araştırma yapılsa sanırım çok ilginç sonuçlar çıkardı ortaya.
+++
Sonuç olarak, arabesk, geleneksel Türk müzik kalıplarıyla türetilmiş bir müzik olmadığı, özellikle sözleriyle toplumu karamsarlığa, depresif bir ruh haline sevk ettiği için kabul edilebilir, anlayış gösterilebilir bir müzik türü değildir.
Arabeskin tek yararı, bu müziği icra ederek yalılar, yatlar, uçaklar alan sanatçılara olmuştur.
Sayın Kayış'ın bir önceki yazısı "Rakı" üzerineydi...Anlaşılıyor ki içkiyle başı pek hoş değil... Olabilir, saygı duymaktan başka ne gelir ki elimizden, illâ ki "sev şu mereti" diyecek halimiz de yok ! Bugün ise gündemi Fazıl Say'ın söyleminden yola çıkarak Arabesk müziğe taşımış. Elbette Arabesk tüm karamsarlık ögelerine karşın yalnızca sosyolojik bir sonuç. Bu müzik türünü dinleyen insan gerçekten depresif mi olur, yoksa Arabesk'in mübtelâsı zaten depresif kişilikler midir ? Cevaplanması gerçekten zor sorular...Fakat ortada bilinen bir gerçek var, ülkemizde Arabesk'in ilk yaratıcısı olan O.Gencebay'a bu müziğin sözleri ve formu "vahiy" yoluyla gelmemiştir ! Yani Arabesk, 60'lı yılların sonlarına doğru ülkenin yaşadığı ağır bunalımların sonucu doğan ve koşullara uygun bir müzik türüydü...Köylülükten kopuş, hızlı kentleşme olgusu, yaygınlaşan gecekondulaşma bu müzik türünün alt yapısını oluşturuyordu. Sonuçta Gencebay müşterisi hazır olan bir müzik ekolünün yaratıcısı olmuştu...Umutsuzluğun, acının, karamsarlığın, çaresizliğin sesiydi duyulan nağmeler...Tutkunları için "Biz heybeli'de mehtaba çıkardık" şarkısından başka anlamlar ifade ediyordu "Batsın bu dünya" çığlıkları ! Aynen "Bluzz" oldu topraktan gelen insanımız için...Elbette değerli Fazıl Say, ifade biçimi şık olmasa da tepkilerinde yerden göğe kadar haklı...Ya, Arabeskçiler, o dünyaya ait milyonlarca dinleyici, hepsi birer değer...Gerçekten suçlu mu ilân edilmeleri gerekir, sadece yoksulluğa ve acının müziği Arabesk'e mahkûm edildikleri için ?..Ne diyelim, biz de istemeden Arabesk'e sığınalım..."Kader utansın"...Bir kez değil, bin kez...İnsanımızı yoz müziklerin kurbanı yapan ülke yöneticileri de Arabesk'ten bin beter olsunlar...