‘Geldikleri gibi gidecekler’
Mustafa Kemal Atatürk
…
Şişli Halaskargazi Caddesi’ndeki ’deki evin kapısındaki misafir Mustafa Kemal’in Harp Okulu’ndan arkadaşı Ali Fuat’tı.
Kapıyı açan ise ilerleyen yıllarda Ankara’ya Çankaya Köşkü’ne döndüğünde Mustafa Kemal’in evleneceği Latife Hanım’la karşılaşıp köşkün yakınında intihar edecek Fikriye idi.
Mustafa Kemal, arkadaşını evin özel bölümüne aldıktan sonra söze başladı:
- Ankara’ya gideceksin Ali Fuat. Orada temasa geçmeni istediğim birileri var.
Şaşırmıştı Ali Fuat…
‘Neden’ diye sorabildi sadece.
Mustafa Kemal, elini ceketinin iç cebine attı ve bir zarf çıkarttı.
Masanın üzerine bıraktığı zarftan elini çekmeden Ali Fuat’a, ‘Bu odada konuştuklarımız bir sır olarak kalacak’ dedi.
Kağıtlarda yazılanları okumaya başlayan Ali Fuat, daha ilk cümleden notların arkadaşı Mustafa Kemal’e ait olduğunu anlamıştı.
Notlarda Osmanlı Devleti’nin o güne kadar duyulmamış kozmik bilgilerini içeriyordu.
Bilgilerin Mustafa Kemal tarafından parça parça bir araya getirildiği belliydi.
‘Kim bunlar’ diye sordu Mustafa Kemal’e.
Ali Fuat’ın aldığı yanıt kısaydı:
- ‘Osmanlı’yı ortaya çıkartanlar, beyliği imparatorluk yapanlar. Bul onları Ali Fuat, bul. Onları bulursan mücadelenin kalbi Ankara olacak.’
…
‘Geldikleri gibi gidecekler’ sözünü Mustafa Kemal, İstanbul’a geldiğinde Boğaz’a demirleyen gemileri görünce söylemişti.
Samsun’da başlayan serüven, mücadelenin kalbi Ankara’da son bulmuştu.
İstanbul’a demirleyen gemiler de ‘Geldikleri gibi gitmiş’, tek kurşun atılmadan İstanbul tekrardan kazanılmıştı.
…
Mustafa Kemal, İsmet İnönü ile yaşamının son bir yılında hiç görüşmemişti.
Mustafa Kemal, İsmet İnönü ile küs vefat etmişti.
İsmet Paşa, Mustafa Kemal vefat ettiğinde İstanbul’a bile gitmemişti.
Aynı İsmet İnönü, Mustafa Kemal’den boşalan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna milletvekillerinin tamamının oyunu alarak seçilecekti.
İsmet Paşa’ya oy verenler arasında Mustafa Kemal’in İsmet İnönü’nün yerine Başbakan yaptığı Celal Bayar bile vardı.
…
27 Mayıs 1960 darbesini yapanlar Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı gözlerini kırpmadan asmışlardı.
Menderes, Zorlu ve Polatkan’la aynı dönemde yönetimin belirleyicisi olan 3.Cumhurbaşkanı Celal Bayar ise affedilmiş, asılmamıştı.
…
Demokrat Parti’nin devamı olarak Adalet Partisi bayrağı devralmıştı.
Adalet Partisi’nin genel başkanlığına ise Süleyman Demirel getirilmişti.
Son YAŞ krizi sırasında Jandarma Genel Komutanı Atilla Işık’ı emekliliğe ikna eden Demirel.
…
Ahmet Necdet Sezer’den sonra kim Cumhurbaşkanı olacak tartışmalarının yoğun yaşandığı günleri anımsayın.
Recep Tayyip Erdoğan aday olmaması ve Gül’ün Cumhurbaşkanı olması konusunda ikna edilmişti.
Recep Tayyip Erdoğan, aday olmamaya ‘evet’ demiş, Gül’ün adaylığına ise direnmişti.
Direnci fazla sürmeyecekti.
…
Yazdıklarımın hepsinde Ankara var.
Sonuncusunda ise Yeni Ankara.
…
Ezcümle…
Derin kağıt oyununu okumak için en basit olanı baz alın.
Çözüm her zaman en görünürde olandadır.
…
Son nakarat.
Her şifrenin anahtarı o şifrenin içerisinde gizlidir.
Şimdilik nokta.
"Tarihte ne olmuşsa başka türlü olması mümkün olamadığı için olmuştur" diyor K.Marks...Belki determinist bakış açısı olabilir ama, gerçeklik payı oldukça yüksektir. Örneğin M.Kemal, Çanakkale Savaşı'nda göğsüne isabet eden şarapnel parçası ölümüne neden olsaydı, tarih yazar mıydı eşsiz komutanı ? İsmet İnönü, o tarihlerin Meclis Başkanı Abdülhalik Renda götürülen öneriyi geri çevirmeseydi ve Kurtuluş Savaşı'nın değerli komutanlarından Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak "Paşa"yı yüreklice desteklemeseydi Cumhurbaşkanı olma şansı var mıydı ? Bu ve benzeri soruları tarihsel olaylar çerçevesinde çoğaltmak elbette olanaklı. Evet, sonuçta gelirsek günümüze...O oldu, bu oldu ama ülkemiz 8 yıldır AKP iktidarı tarafından yönetiliyor...Ve bizler de memnun değiliz...Elbette memnuniyetsizliğimizin de sağlam gerekçeleri olduğuna inanıyoruz. İşte bu nedenledir ki, elimizden geldiğince yazıp çizmeye çabalıyoruz. Dolayısıyla sayın Dağıstanlı'nın şimdilikte olsa "Nokta" işaretini kullanması iyi gidişe delâlettir...Ayrıca memleket işlerine fazlaca kafa yorduğumuzdan olsa gerek, oldum olası kâğıt oyunlarına aklımız bir türlü yetmedi, hele hele de "derin" olanına hiç yetmez ! Son olarakta gelirsek "Şifre" ve "Anahtar" ilişkisine...Tanrı aşkına Fatin Bey, ne gerek var kulağı tersten göstermeye...Sıradan bir taşralı vatandaş olarak Ankara'nın orijinal renkli senaryolarını zaten zar- zor anlıyoruz...Bir de "Neo-Ankara" deyip, lütfen bizleri tümden allak bullak etmeyiniz... Saygılarımızla... Not : Tekrar hoşgeldiniz Gazetemen'e, yazılarınızla daha sık buluşmak umuduyla...
Başbakanımızın son konuşmalarına baktım bu sabah (trabzondaki ayin, atinadaki cami, vs..)
Küçük ülkelerde, idareciler ülkelerini yönettiklerini sanırlar. Küçük ülke olmaktan çıkıp dünya devleti olmanın birinci koşulu ise kendi içinde devrimi tamamlamaktan geçer. II.Mehmet'in babasına yazdığı mektup, kendi ürünü değildi; ama iktidara gelince etrafındakileri sadeleştirebilmek için devşirme uygulamasını o başlattı; belki de bu sayede Fatih ünvanını alarak Osmanlı Devleti'nin imparatorluk olarak anılmasını sağladı.
Necip Fazıl'ın Büyük Doğu'daki iddaları, son padişahın Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a gizli görevlendirmelerle gönderdiği yönündeydi. Resmi tarihimiz bunu hiç kabul etmedi. Belki doğru belki yanlış; burası hiç bilinemez. Ama sonuçta hareket bir halk hareketi olarak Sivas'ta Erzurum'da Amasya'da başladı; Ankara'da nihai şeklini aldı.
Kendi kendimizi yönettiğimiz, Cumhuriyet tarihinin tek dönemi ne yazık ki 1923-1946 arası olmuştur. Yeni Ankara'daki değişim rüzgarları ve dialoglar umarım derinden gelen (kötü manada derin değil ama) bir hareket olarak, Cumhuriyet'in 100. yılında kendi kendini yönettiği bir ülke olmamızı sağlar...
Yazınız için tebrikler Fatin Bey...
Macit Bey sizin yorumlarınızı anlamakta güçlük çekiyorum.Halkın yani bizlerin anlayacağı noktada yazarsanız derin bilgilerinizden bizi mahrum etmemiş olursunuz.
Değerli Ayşe Hanım, takdir edersiniz ki bendeniz de sizler gibi Gazetemen okuruyum... Yetkililer sağolsunlar, bizlere sağladığı olanaklar çerçevesinde acizane yorumlarım, özellikle Gazetemen yazarlarının sütunlarının altında yer buluyor. Ve sıradan bir vatandaş olarak düşüncelerimi yazı ile ifade etmekten de son derece keyif alıyorum. Daha açıkçası efendim köşe yazarlığı gibi bir misyonum yok ve sahip olduğum donanımın sınırlarını iyi bildiğim için de, bilgi ve deneyimlerim dahilinde üç-beş satır karalıyoruz...Elbette ki doğru ve objektif olmak koşuluyla. Anlıyorum ki lütfedip yorum yazılarıma göz atmışsınız ve anlatımlarımda daha anlaşılır olmam konusunda da önerileriniz var...Öncelikle ilginize tüm samimiyetimle teşekkür ederim...Eğer, Gazetemen açısından herhangi bir sakıncası yoksa, somutlaştırarak yönelteceğiniz her soruyu açıklıkla yanıtlayacağıma emin olmanızı isterim...Örneğin dikkatinizi çeken son yazımda, detaylandırılmasını arzuladığınız hangi ifadeler var ? Tekrar ilginize teşekkür eder, saygılar sunarım...M.C.
Macit Bey, yorumlarınızı keyifle okuduğum için böyle bir talepte bulundum.Özel bir sorum şimdilik yok.İlginize ben de teşekkür ederim.