2010-07-31 19:56
"Bir Düşünelim!"...

“Hiç bir sınır koyulmadan yaratabilme yeteneği verilmiş olsaydı, kendinize nasıl bir hayat yaratırdınız?...”

Bu sorunun cevabini “farkli bir hayat isterdim” olarak veriyorsaniz ya henüz “kendinizi hayata geçirme” baskısı altında değilsiniz ya da bu yola çıkmayı sürekli olarak erteliyor olmalisiniz.

Davranış psikolojisi uzmanları “Hepimiz aslında kendimizi gerçekleştirmek için bu dünyadayız. Ama bu gerçeği bazen unutup ara yollara sapıyoruz” der.

Bizler peki “neden ve nasıl unutup da, bu ara yollara sapıyoruz?” diye sorduğumuzda kendimize, nasıl cevaplar alıyoruz? Eminim hepimizin cevapları üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Açıkçası, ben bu sorulara verilecek cevapları bizzat kendim yaşarken, bunu hayatın getirdikleri olarak kabullendiğimden bu soruyu kendime sormak hiç aklıma gelmemişti.

Kendi hayatını istediği gibi gerçekleştiremeyen birinin bir başkasına, çocuğa, eşe, işe, topluma faydası nasıl söz konusu olabilirdi ? Bu nasıl mümkün olmuştu?...

Düşününce elbette mümkündü… Fakat benim için önemli olan kısmı bunu hangi bedeller ödeyerek mümkün kıldığımız.

Gözümüzü bile kırpmadan kendimizden, hayatımızdan verdiğimiz ödünler, vazgeçtiklerimiz, elimizin tersiyle itmek durumunda kaldığımız gerçeklerimiz, küçümsenmeyecek kadar önemli bizim için.

Çünkü ne kadar görmezden gelsek de, üzerinde en az hak sahibi olduğumuzu zamanla öğrendiğimiz hayatımızda bizi bu ara yollara saptıran nedenler bu ödediğimiz bedellerdir.

Kendini gerçekleştirmek kendimize yeterli olduğumuz ve çevremizdeki insanlardan beklentiyi bıraktığımız bir durum olmasına karşın tek başınalık olarak algılanmaması gereken bir durum.

Hatta “bir vizyona birlikte bağlanmak, dayanışma ve işbirliği içinde olmak” bu yolculuğu olanaklı hale getirir.

Kimi insan bunu ufak ya da geniş çaplı kitlelere karşı yaptığı faaliyetlerle hayata geçirirken, kimi ise daha ufak boyutlarda, kendine özgü çevresinde yapar. Bu çevrenin genişliği ya da darlığı önemli değil. Önemli olan burada; bilinçlerimizi tatmin etmek ve bunu farkındalık duygusu içinde yapabilmek.

Bu anlayış sayesinde insan hem kendi, hem dünya için birşeyler yapma arzuna giriyor ve bu çabayı vermekten müthiş keyif duyuyor. Bu nokta da şunu paylaşmak isterim ki; kendimi hayata geçirebildiğim, uzun zamandır düşündüğüm ve asla unutmadığım önemli bir vizyonumdu "yazı yazmak".

"Fırsat bulmuşken öncelikle teşviklerinden dolayı ve bu vizyonumu başarılı olarak hayata geçirmemdeki katkılarından dolayı Fatin Dağıstanlı’ya ve benim ilk Gazetemen ile tanışmama vesile olan ve bu yönde ilk adımı atmamdaki yardımlarından dolayı, arkadaşım Dr.Hakan Erdoğan’a ayrıca buradan içten teşekkürlerimi iletmek istiyorum."

Ve devam ediyorum... Bazen korkularımızdır kendimizi gerçekleştirmemizi engelleyen.

Çevremde, en önemli adımlarımı kararsızlık içinde ne tarafa doğru atacağımı kestiremediğim durumlarda, yanımda hep güvenebileceğim, elini sıkabileceğim, bana yön gösteren, güzel, iyi, doğru insanlar oldu.

Bu konuda şanslı olduğumu biliyorum. Fakat benim kadar şanslı olmayan insanların olduğunu da biliyorum.

Onlar için hayattan “beklenenler” ve gerçekleştirme cesaretsizliğinden kaynaklı oluşan “korkular” sanki paranın iki yüzü gibidir. Yani birini alınca diğerini de almış oluyorlar. ”Bu para ile yaşam deneyimlerini satın alırlarsa, -beklenti ve korkularıyla hayatlarını yaşarlarsa- tükenmişlik, bitmişlik, yılmışlık duygusu ile ödeyecekleri bedel, sadece korku ve beklentinin sürmesi olacaktır” kelime kelime aynı olmasada benzer bir şekilde ifade etmişti röportajını dinlediğim bir uzman.
Bu da şunu gösteriyor; Bu alış veriş, onları hem fiziken, hem ruhen yaşlanma sürecine sokması kaçınılmazdır ve kendileri hakkında gün geçtikçe daha fazla olumsuz şeyler hissetmeye başlamalarını sağlamaktan başka birşeyle sonuçlanmayacaktır.

Sonuç itibariyle kaçınılmaz olan budur!...

Umutsuz olanlarımız da var. Umutsuzluklarından dolayı kızıp, küsüp, dünya tarumar olarak yaşayanlar… Ben insanın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini ve birşeyler den vazgeçmenin bir çıkar yol olmadığını yaşadıklarımdan öğrendim.

Tavşanın dağa küstüğünü, dağın ise bundan hiç de haberli olmadığını gayet iyi idrak edebiliyorum artık.

Herkes kadar değerli ve hayatımdan herkes kadar kendimin sorumlu olduğunu , “diğerlerini” ve “dünyayı” ve hatta “Tanrı”’yı suçlamakla vakit geçirmenin büyük bir kayıp olduğunu kimsenin anlatmasına gerek kalmadan anlamaya başlamak beni umutsuzluğun fasitinden çıkardı. Hayatın yeni yeni umutlarla dolu olduğu güzel bir duygu selinin içine attı..

İskoç yazar, şair Robert Louis Balfour Stevenson’ın güzel bir sözüdür. “Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan daha güzeldir.”…

Bunu bazı insanların göremiyor olmasına kızmıyorum, herkesin zamanının farklı olduğunu biliyorum. Bu farkedişleri herkesin yaşayamayacağının gerçeğini bilsemde, ben yinede bir umut o insanlar için besliyorum. Onlar adına gerçekleşmesini diliyorum.

Bu yazıma da, bana şirin gelen bir “Kırlangıç Hikayesi” ile son vereceğim. Hikaye işte... birlikte okuyalım..

Günlerden bir gün, güzel, şirin, sevimli bir Kırlangıç kuşu, bir adamın penceresinin önüne gelip onu izlemeye başlamış. O kadar hayran bir şekilde izliyormuş ki, bunu adam farketmiş. Fakat önemsememiş... her defasında onu görünce, her kuşa baktığı gibi bakar, sonra kafasını çevirirmiş.

Kırlangıç birgün bütün cesaretini toplamış dile gelmiş konuşmaya başlamış “Ben seni uzun zamandır izliyorum, yalnızsın.. beni içeri al yalnızlığını paylaşayım, ben seninle konuşabilirim" demiş.

Adam çok şaşırmış onun konuştuğunu görünce, korkmuş... “Saçmalama sen bir kuşsun konuşamazsın, bu bir hayal!” demiş ve Kırlangıç kuşunu kovalamış...

Kırlangıç yine gelmiş, “seni rahatsız etmem, seni üzmem, sadece seninle dost olalım istiyorum, uzun bir kış olacak, sana arkadaş, yoldaş olurum istersen” diye güzel sesiyle adamı ikna etmeye çalışmış.

Adam yine korku ve şaşkınlık içinde, bunun üzerinde bile hiç düşünmeden sevimli güzel kuşu kovalamış... Kırlangıç tekrar, tekrar gelmiş ve bu sefer “hava soğuyor üşüyorum artık, bütün kış dışarıda kalamam, soğukta kalırsam ölürüm... beni içeri almazsan, sıcak ülkelere göç etmek zorunda kalıcam, bu yolculuğa çıkmayı istemiyorum beni içeri al” diye yalvarmış, soğuktan minik gagasını birbirbirine çarparken...

Adam yine almamış... Kırlangıç çok üzgün bir şekilde başını önüne eğmiş ve minik kanatlarını açarak arkasına baka baka, uçup gitmiş...

Onun gidip gelmelerine o kadar alışmış ki adam, her sabah kalktığında dönüp camına bakıyormuş nasılsa Kırlangıç kuşu ordadır diye. Ama yokmuş...

Havalar iyice soğumaya başlamış ve kış gelmiş... Adam pişmanlık ve üzüntü içinde yazın gelmesini beklemiş... ve karar vermiş. Kırlangıç kuşunu görür görmez evine alacak ve bütün kış isterse yanında kalabileceğini söyleyecekmiş... ve yaz gelmiş...

Adam her gün camda kuşun gelmesini heyecanla bekliyormuş.. fakat o gelmiyormuş... başka başka Kırlangıçlar gelip penceresine konup konup gidiyorlarmış... Adam her seferinde Kırlangıçlarla konuşmaya çalışıyormuş ama hiç biri kovaladığı Kırlangıç gibi konuşamıyormuş.

Bir gün onu aramaya çıkmış ve Kırlangıçların toplandıkları ağacı bulmuş... ama aradığı Kırlangıç kuşu orada yokmuş. Sadece ağacın dibinde oturan yaşlıca bir adamı görmüş. Yaşlı adam oturmuş orada kuşları seyrediyormuş. Yaşlı adam, genç adamın üzgün halini görünce sormuş “Derdin nedir evladım?” diye. Adam anlatmış bütün olanları...

Bilge kişi yüzünde hafif bir alaycı tebessümle adama bakmış ve anlatmaya başlamış... “Kırlangıçlar kış gelince, başka sıcak ülkere göç ederler bilmiyor muydun evladım. Bu göç sırasında pek çoğu yolda ölür, dayanamaz çetin hava şartlarına, açlığa ve susuzluğa...” yaşlı adam daha sözlerini bitirmeden adam yaş dolu gözlerini silerek içindeki pişmanlık duygusuyla yalnız olduğu evinin yolunu tutmuş...

Ve Kırlangıç kuşunu çok istemesine rağmen bir daha hiç bir yerde göremeyeceğinin hüznü ile yaşantısına devam etmiş.

Bazı fırsatlar vardır sadece bir kez elimize geçer, değerlendiremezsek uçup gider.. bazı insanlar vardır hayatta bir kez karşımıza çıkar, değerini bilemezsek kaçıp gider ve asla geri gelmez.
Kimbilir biz “farkında” olmadan yaşadığımız zamanlarda kaç Kırlangıç kuşunu kendi ellerimizle kovaladık...

“Bir' düşünelim!”....

Güncel Haberleri

İmralı ile ciddi sorunlar yaşayan PKK liderlerinden Murat Karayılan, "Devlet Öcalan'la görüştü, bunun üzerine ateşkes ilan ettik"...
Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın olay yaratan kitabı “Haliçte Yaşayan Simonlar” iki haftada çok satanlar listesini alt üst etti. 25 TL’den satılan...
'Cübbeli Ahmet Hoca' olarak bilinen Ahmet Ünlü, 12 Eylül'deki referandumda hangi yönde oy kullanacağını açıkladı. Siyasilere '...
CHP’li Hamzaçebi, birlikte mahrem görüntüleri yayınlanan Safiye Küçük’e “insani zaafıdan faydalanarak komplo kurduğu” iddiasıyla dava açtı. Komplonun...
Adalet Bakanlığı İç Denetim Birimi Başkanlığı: Ehliyetsiz ve tecrübesiz kişiler bilirkişilik yapıyor
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, 38 yıl önce devlet tarafından fişlendiği için hâkim yapılmadığını açıkladı.
1,5 yaşında havale geçirdi.. Yanlış aşı sonrası aşırı kilo almaya başladı.. Şimdi 25 yaşında bir delikanlı.. Evin bahçesinde yaşıyor.. Yerinden...
Bazı bilbordlara asılan ve ''türbanı rahibe kıyafetine benzeten'' afişlerle ilgili, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, '...
ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen Türkiye'ye, Irak’tan çekilirken ağır ekipman ya da silahların Türkiye toprakları üzerinden...
Kendi isteğiyle merkeze alınan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, okurları için ''Haliç'te Yaşayan Simonlar. Dün Devlet, Bugün...
İletişim | Kurumsal | Künye | İnsan Kaynakları | Reklam
| Copyright © 2007-2010