Özer YELÇE
02.09.2010 - 10:43
Özer YELÇE
Bize Evet Değil Eve Et Lazım

Bir feryat bir figan gidiyor meydanlarda, iftar çadırlarında, manav tezgahlarında; “Evet de”, “Evet de” diye... Ama kimse “Evet dersek eve et girecek mi?” diye sormuyor.

Birkaç gün öncesine kadar işportacılarla belediye zabıtaları arasında kovalamaca, saklambaç, körebe gibi çocuk oyunları oynanırdı. Şimdilerde, neredeyse, zabıtalar işportacılara “evet” afişleri dağıtıyor.

Biliyorum, “Biz olumlu milletiz, her şeye evet deriz.” diye düşünüyorsunuz; ama her şeye evet derken eve et gelmesini beklemek de vatandaşın en doğal hakkı.

Aslına bakarsanız eve et geliyor. Ama nereden? Arjantin’den, Marjantin’den bir yerlerden... Eskiden hayvancılığımızla övünürdük. Şimdilerde ise ‘kendin pişir kendin ye’ geleneğimizi bile ithal etle gerçekleştiriyoruz.

Aslında olaylara çok olumsuz gözle bakmamak gerek. Evet dersek işsizlik azalacak, pahalılık yok olacak, Avrupa Birliği standartlarında yargıya kavuşacağız, sağlık hizmetleri mükemmelliğe ulaşacak, hatta İstanbul’un ya da büyük kentlerin trafik sorunu bile ortadan kalkacak.

İşte tam bunları yazarken birden uyanıyorum kan ter içinde. Nedense rüyada bile yalan söyleyince ya da yalan rüya görünce insan kan ter içinde kalıyor.

Hem ne istiyorum biliyor musunuz? Nereden bileceksiniz ki, ben anlatayım.

Şöyle bir “Evet” mitingine gideyim. Kürsüde bağırıp çağıran, ona buna veryansın eden, çiftçiye köylüye ananı da al git diyen birisi olsun, yanında da “Hayır diyenin aklı yoktur” diye milyonları suçlayıp deli yerine koyan bir yardımcı yer alsın. Ve de atsınlar tutsunlar.

O sırada ben de kürsüye çıkayım ve “Vatandaşlar şimdi size daha büyük bir yalan söyleyeyim. Bunların söylediği her şeye inanıyorum. Bakın burnum uzamaya başladı, Pinokya örneği.”

İşte bunları demek isterdim. Sonra bir de bakardım ki, halkı kandıran, bunca yalan söyleyen, idam edilenleri bile siyasetlerine meze yapanların hiçbirinin burnu uzamıyor. İşte o zaman düşünürdüm, “Bu pinokyo ne kadar namuslu bir yaratıkmış; yalan söylediğinde hiç olmazsa burnu uzuyor. Bizimkilerin ise her yalanda boyları küçülüyor. Farkında bile değiller. Belki de onun için boyla soyla uğraşıp bizleri sonsuz bir uçuruma sürüklüyorlar.”

Ama gene yineleyelim başlığımızı: “Bize evet değil, EVE ET lazım.”

Cum, 09/03/2010 - 15:05
Macit Cününoğlu kullanıcısının resmi
Macit Cününoğlu

Sayın Ö.Yelçe'nin yazı başlığı bizlere Demirel'in yıllar önce "Ülkeye plân değil, pilav lâzım !" söylemini hatırlattı. Demirel'de oldum olası özgürlükçü 61 Anayasası'nı ve plânlı ekonomiyi sevmedi. Aynı şekilde Recep Bey'de fazla demokrasiden hoşlanmıyor. Yoksa bugüne kadar anti-demokratik % 10 barajı ve Partiler Yasası kalır mıydı ? AKP sadece kendine Müslüman anlayışının doğal sonucu olarak Anayasa değişikliğine giderken muhalefetin önerilerine kulak tıkamış ve sahip olduğu çoğunluğa da güvenerek dilediği maddeler üzerinde oynamayı ileri demokrasinin gerekleri olarak topluma sunmayı tercih etmişlerdir...Evet, halkımızın mutfağına girecek "Et"ten vazgeçtik, sadece toplumun "Aş ve iş" sorununa eğilebilse, ne kadar başarısız olduğu daha iyi anlaşılacak ama, onlar bol demogoji soslu meydan nutuklarından medet ummaktalar...Belki el altından "Evet"leri artırmak için "Et" olmasa bile makarna-bulgur sevkiyatına başlanmıştır...Kimbilir, çünkü bu acı gerçekleri ortaya çıkaracak medya dünyası da, yapılan operasyonlar ile ciddi anlamda terbiye edilip hizaya sokuldu ! Diğer taraftan bilinçlice yaratılan korku iklimi, ülkemizi basit bir "Evet-Hayır" oylaması ile terk edeceğe benzemiyor...Bu arada aydınımız, sorumlu vatandaşımız öylesine tehdit edildi ki, Silivri Cezaevi'nin yolu telefon dinlemelerinden geçer hale geldi ! Ne diyelim, halkımız 8 yıldır AKP ile yaşamaya ve dayatmalarına fazlasıyla alıştı...Tek dileğimiz ve umudumuz 12 Eylül'de yapılacak referandum da bakarsınız vatandaşımız AKP'ye "Hayır" der, hem kendi hem de ülkemizin geleceğine faydalı bir iş yapmış olur...

| Copyright © 2007-2012