Dostum Çoşkun Aral ve sevgili okurlarım.
Meskek arkadaşım Çoşkun Aral'ın bugün yaptığın basın toplantısında söylediklerini okudum. Hepsine katılıyorum. Seni sevgiyle kucaklıyorum. Rayting rakkamları, (?) sunduğun değerli belgesellerin karşılığında aldığın maddi-manevi (ki maneviyatı tatmini çok önemlidir) geri dönüşümün hiç bir işe yaramadığını bir an dahi olsa düşünmemiz, biz sevginin kırıldığı noktalarda boş boş baktığımız anılarla doludur... Bunu anlatmak çok zordur.
Sevgili okurlarım, belgeselin ne kadar önemli olduğunu sizlerde biliyorsunuz. Bizler ne çok Kaptan Custo'lar yetiştirdik. Sevgili Çoşlun Aral da bunların başında yer alır. Yabancı memlekletlerde yapılan belgesellerin doğru-yanlış tercümesi ile TRT'nin tek kanallı televizyon kanalinda büyüdük. Hala da devam ettirmekteyizbir bakıma. Rahmetli Turan Yavuz'un hazırladığı sişyasi belgeselleri hatırlıyorum. Unutulmazdı. Çoşkun'un gitmediği, röportaj yapmadığı, belgeselleştirmediği, olağanüstü kareleri fotoğraf makinesine yerleştirip bizlere büyük ışıklar gösterdi. Tayfun Talipoğlu o yıllarda "Bam Teli" programlarını a-TV'de islerken, "Çok önmeli bir şey yapıyorsun. Bu belgesellerini yabancı dillere çevir. Tüm dünya bunlardan çok etkilenir." dedim. Ama kulak asmadı. Bambaşka, politik bir alana kendini oluşturdu.
Sevgili okurlarım 1980'lerin ilk yıllarında Londra'da BBC Türkçe Radyosunda çalışıyordum. İngiltere Başbakanı Demir Lady lakabında Margareht Thatcher iktidardaydı. Kıbrıs sorunu çok farklı bir durum içindeydi. Serbest bir Gazeteci Kıbrıs üzerine bir belgesel hazırlamıştı. Gerek Makaryos'un, gerekse de Rauf Denktaş'ın görüşleri objektiviteye en yakın bir şekilde hazırlanmıştı. Ama ne olmuşsa olmuş İngiltere Başbakanı Demir Lady bu belgeselin BBC-Inernational'da yayınlanmasını engellemişti. Çoşkunsal bir belgeseldi anlayacağınız. Yayınlanması engellenince Gazeteci dostumuz biz meslekarkadaşlarımıza bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısındaki kısa bir sonuşun ardından belgeseli izledik. Bu olağanüstü belgeseli seyrettikten sonra bir Gazeteci olarak meslekarkadaşımıza soru sormadan önce gösterdiği takdir ettiğimiz eseri izledikten sonra politikacılara çok anlamlı sorular sorabileceğimizi belirterek, teşekkür etmiştim.
Ülkemizde belgesel ytapabileceğimiz o kadar çok konu var ki, sanki bakire sayılırız. Bu belgeselleri kendi ülkemizin Gazeteci dostlarımızın en güzelini yapacak yine bizleriz. Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal, Çanakkale üzerine belgeseller yapmaktayız. Çoğu film olsa dahi. Ne var ki, Türkiye'yi yaratan Kurtuluş Savaşı ve Lozan Anlaşmasına kadar süren maceranın uluslararası çerçevede nasıl cereyan ettiğini biliyor musunuz? Yunanistan'ı askeri olarak destekleyen İngiltere Hükümetinde iktidarda hangi parti vardı? Hangi olaylar Yunanistan'a verilen askeri desteğin kesilmesine sebep olmuştu? Yoksa siyasi seçimlerde Anadoluyu paramparça eden iktidar oy mu alamamıştı? Yeni iktidar Çarlığı yıkan Sovyetlerin tehdidi Türkiye'yi Lozan'a mı götürmüştü. Fransa Cumhurbaşkanı Puankare iki İsmet Paşa Lozan görüşmeleri arasında gittikleri Brüksel'deki Ansbach Bulvarındaki "Ambassade" Otelinde çok önemli kararlar mı alınmıştı? Amerika Birleşik Devletleri'nin 1985'denh sonra başlayan ve Varşova Paktının sona ermesinden sonra yaratılan "tehditler" belki de bugüğnkü Türkiye'yi mi hedef seçmekteydi. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Nato müttefiğimiz olarak ülkemizin güvenilir olarak kabul edilen ülkeler listesinden çıkarmasının arkasında size göre neler oynanmakta?
İşte meslek arkadaşımdan söz ederken benim gibi düşüncelerini her an değerlendiren ve tüm dünyaya bunu yaymak görevini hisseden bir meslektaş olması.
Hadi Çoşkun, biraz daha... Unutma biz görevimizi yerine getirirken, bizden sonra daha ileriye adım atacak gençlere destek vererek kuşağımızı daha ileride gençlere bırakacağız... Sen bir çok şey yaptın. Hadi biraz daha...
Sevgilerle,
Emre Aygen
Değerli Coşkun Aral'ın samimi itiraflarını içeren basın toplantısını bizlerde izledik...Fakat ne yalan söyleyelim ki, gözlem ve değerlendirmelerine biraz da şaşırdık. Çünkü "Belgesel" yayıncılığı demek, bir anlamda gerçek yaşamı izleyiciye en yalın haliyle ve filtresiz aktarmak demek...Elbette izleyecek kitleye ulaşmayı becerirseniz ! Oysa bizim toplum öyle mi ? Yalan rüzgârlarını, pembe dizileri izlemekten gözlerini açamıyorlar ! Her ne kadar "Belgesel meraklıyısız" deseler de, rayting ölçüm cihazları matematiksel değerlerle sonuçları ortaya koyuyor. Aynen seçim sandıkları gibi. Yoksa 60'a yakın siyasi partimiz büyük bir iştahla kurulup seçimlere katılır mıydı ? Ayrıca "Kanarya Sevenler Derneği" kadar üyesi dahi bulunmayan parti liderlerinin seçim çalışmalarına bakılınca, sanırsınız ki yarın iktidara geliyorlar ! Her neyse, bizim toplumun sevelim veya sevmeyelim böylesine orijinal özellikleri var...Elbette ki gelinen bu noktanın tüm sorumluluğu halkımıza ait değil, uzun yıllara dayalı çok yönlü yanlış uygulamaların ve yönetimlerin doğal sonucu...Ne yapalım ki biz böyleyiz...Amerikalı ünlü yazar A.Miller bile "Bir toplumun gözüne mil çektikten sonra ağlamak neye yarar" demiş...Dolayısıyla C.Aral ustaya öncelikle verdiği emeklerin boşa gitmesinden dolayı geçmiş olsun dileklerimizi iletelim...Demek ki ciddi anlamda gaza gelmiş ! Eh, bu da onun adına bir deneyimdir ama, herhelde bu toplumda gaza gelecek en son kişinin kendisi olacağı gerçeğini de lütfen kabul edelim...Ayrıca Aral gibi yılların belgeselcisinin, gözükara basın emekçisinin, gerçek anlamda evrensel toplum mühendisinin, gazetecilik mesleği duayeninin, yüzakının, saha çalışmaları ve kanlı savaşların yılmaz objektifinin ve ülkemizin haklı gururunun emeklerinin sergilendiği "İz Tv"yi toplumumuzun büyük bir çoğunluğu izlerse, inanın bu ülke işte o zaman gerçek anlam da çağ atlamış demektir... Umutlarımızın şimdilik gerçekleşmesi pek mümkün olmasa bile, umarız o günler çok uzaklarda değildir...Bakarsınız çocuklarımız göremez ama, Recep Bey'in üstün gayretleri sonucu torunlarımız güzel günler görecektir !..