Yaz sıcakları, 12 Eylül soğuklukları, referandum geyikleri, evet-hayır oyunu gibi bir sürü akla zarar şeyle uğraşıyoruz bugünlerde. Kafes’ti, Balyoz’du, bilmem kaçıncı ağır ceza mahkemesinin kararına bilmem kaçıncı mahkemenin itirazı gibi şeyler de işin çabası... Bir bağırış, bir çağırış, Dünya Kupası’nın vuvuzellasını bile çok gerilerde bıraktı.
Bütün bunları düşünürken eski bir bilgenin sözleri geldi aklıma. Diyor ki bu bilge:
“Ellerinde ve beyinlerde doğru düzgün, değerli şeyler olanlar bağırıp çağırmaz. Örneğin, siz hiç bir kuyumcunun ‘altın var, gümüş var’ diye bağırdığını duydunuz mu? Ama bir zerzevatçı ‘patates, soğan, domates, patlıcan, biber...’
diye bağırıp durur. Hem, bağıran insan düşünme yeteneğini de kaybeder. Bir süre sonra da alâkasız sözler söyleyip insanları kızdırır.”
Ne kadar doğru. Bağırmak güçsüzlerin güç göstermek için başvurdukları bir yöntemdir. İşte 12 Eylül referandum maçı öncesinde bunu çok yaşıyoruz. Birisi bas bas bağırıyor. Bu belki de geleceği puslu görmenin karşı çıkışı, sindirme yöntemi ve dikta hevesinin dışa vurumudur.
Yok, terör yüzünden her gün şehit olan fidanlardan söz etmeyeceğiz. Çünkü ne kadar yazarsanız yazın yararı yok. Şimdiki kafalar yıllar sonra halâ 12 Eylül 1980’nin dolaylarında dolaşıyor. O günlerin diktatörünü Çankaya’da ağırlayanlar, Manisa’daki açılışlarda kendi çıkarları için baş tacı edenler, şimdi onlara ‘tü kaka’ diyorlar.
Nedense Türk’ün aklı derler ya, şimdilerde olanlar da öyle bir şey. Yıllarca oturup ses çıkarmayanlar son günlerde 12 Eylül düşmanlığı içine girdiler. Oysa ki bunun hiç kimseye, hiçbir şeye yararı yok.
Onun yerine bu muhteşem Anayasa değişikliğinde, örneğin, dokunulmazlıkları kaldırmaya çalışsalar. Hırsızı, uğursuzu, sahte evrakçısı da yargıç karşısına çıksa. Tabii eğer bunlar varsa... Yoksa ne diye bu kadar kavga gürültü çıksın. Yüreği olan, geçmişi temiz olan kalkar “Kaldıralım kardeşim dokunulmazlığı ve de alnımız ak olarak yolumuza devam edelim.” der.
Yoksa bir grubun başına ‘ak’ kelimesi koymakla aklanma olmuyor. Ya da oluyor da, işte böyle, yani bu kadar oluyor. Kaldırın şu dokunulmazlıkları ve AK’la karayı görelim ve daha da kara günler yaşamayalım.
Yıllar öncesinin sloganı ile bitirelim ve “Ak Günlere” diyelim... Ama bugünün Ak’ı ile değil. Hadi bakalım her şey hayırlı olsun...
Ülkemizde gündeme gelmeyen, dokunulmayan o kadar çok mesele var ki, tek tek sıralamaya kalksak sayfalar yetmez. "Bir dokun bin işit" misâli...Belki de Milletvekili dokunulmazlığı son sıralarda yer alır ! Çünkü demokrasimizin gelişmesini bire bir ilgilendiren "Partiler Yasası" ve "Seçim barajları" gibi konular var ki, yakın tarihte değişecekmiş gibi gözükmüyor. Özellikle iktidar partisi AKP'nin, demokrasinin sınırlarını genişletiyorum iddiası ile sergilediği "Açılım" manevraları ve yaptığı Anayasal değişikler, her ne hikmetse Kandil'e, Mahmur'a ve 12 Eylül darbesi üzerinden 1980 yılına kadar uzanıyor da, Ankara'da ki partilerin kapısının önünden dahi geçmiyor ! Aynı şekilde, uygarlığın ve demokrasinin beşiği Batı'dır deniyor ama, AB ülkelerinde uygulanan baraj oranları ülkemize Kapıkule'den bir türlü giriş yapamıyor ! Neden AKP vize vermiyor efendim ?.. "Memleketteki siyasi istikrar bozulur"muş da ondan ! Evet, böylesi bir manzaray-ı umumiye sahip vatanımızda hır, gür ile geçip gidiyor ömürler. Bu arada 8 yıldır iktidarda olan AKP'de, ayakta kalmayı başarmış ve direnen son kaleleri fethetme peşinde...Yoksa sayın yazarımızın belirttiği gibi umurunda mı AKP'nin 12 Eylül darbesi ? Ayrıca AKP'nin dünyaya gelmesinde ki en önemli etken, bizzati 12 Eylül'ün kendisi değil mi ? Bugüne kadar kim "Ebe"siyle kavga etmiş ki, Recep bey kavga etsin... Olsa olsa Dolmabahçe Sarayı'nda yemek yer zat-ı muhterem, o da basına kapalı olmak koşuluyla !..