Özer YELÇE
2010-07-30 16:46
Özer YELÇE
Dokunulmazlığın Dokunulmazlığı

Yaz sıcakları, 12 Eylül soğuklukları, referandum geyikleri, evet-hayır oyunu gibi bir sürü akla zarar şeyle uğraşıyoruz bugünlerde. Kafes’ti, Balyoz’du, bilmem kaçıncı ağır ceza mahkemesinin kararına bilmem kaçıncı mahkemenin itirazı gibi şeyler de işin çabası... Bir bağırış, bir çağırış, Dünya Kupası’nın vuvuzellasını bile çok gerilerde bıraktı.

Bütün bunları düşünürken eski bir bilgenin sözleri geldi aklıma. Diyor ki bu bilge:

“Ellerinde ve beyinlerde doğru düzgün, değerli şeyler olanlar bağırıp çağırmaz. Örneğin, siz hiç bir kuyumcunun ‘altın var, gümüş var’ diye bağırdığını duydunuz mu? Ama bir zerzevatçı ‘patates, soğan, domates, patlıcan, biber...’
diye bağırıp durur. Hem, bağıran insan düşünme yeteneğini de kaybeder. Bir süre sonra da alâkasız sözler söyleyip insanları kızdırır.”

Ne kadar doğru. Bağırmak güçsüzlerin güç göstermek için başvurdukları bir yöntemdir. İşte 12 Eylül referandum maçı öncesinde bunu çok yaşıyoruz. Birisi bas bas bağırıyor. Bu belki de geleceği puslu görmenin karşı çıkışı, sindirme yöntemi ve dikta hevesinin dışa vurumudur.

Yok, terör yüzünden her gün şehit olan fidanlardan söz etmeyeceğiz. Çünkü ne kadar yazarsanız yazın yararı yok. Şimdiki kafalar yıllar sonra halâ 12 Eylül 1980’nin dolaylarında dolaşıyor. O günlerin diktatörünü Çankaya’da ağırlayanlar, Manisa’daki açılışlarda kendi çıkarları için baş tacı edenler, şimdi onlara ‘tü kaka’ diyorlar.

Nedense Türk’ün aklı derler ya, şimdilerde olanlar da öyle bir şey. Yıllarca oturup ses çıkarmayanlar son günlerde 12 Eylül düşmanlığı içine girdiler. Oysa ki bunun hiç kimseye, hiçbir şeye yararı yok.

Onun yerine bu muhteşem Anayasa değişikliğinde, örneğin, dokunulmazlıkları kaldırmaya çalışsalar. Hırsızı, uğursuzu, sahte evrakçısı da yargıç karşısına çıksa. Tabii eğer bunlar varsa... Yoksa ne diye bu kadar kavga gürültü çıksın. Yüreği olan, geçmişi temiz olan kalkar “Kaldıralım kardeşim dokunulmazlığı ve de alnımız ak olarak yolumuza devam edelim.” der.

Yoksa bir grubun başına ‘ak’ kelimesi koymakla aklanma olmuyor. Ya da oluyor da, işte böyle, yani bu kadar oluyor. Kaldırın şu dokunulmazlıkları ve AK’la karayı görelim ve daha da kara günler yaşamayalım.

Yıllar öncesinin sloganı ile bitirelim ve “Ak Günlere” diyelim... Ama bugünün Ak’ı ile değil. Hadi bakalım her şey hayırlı olsun...

Cmt, 2010-07-31 08:56
Macit Cününoğlu kullanıcısının resmi
Macit Cününoğlu

Madem ki sayın Ö.Yelçe'nin yazısı iki gün arayla tekrar manşette yer aldı, biz de geri kalırmıyız...İkinci kez geçtik klavyemizin başına, 12 Eylül'ün karanlık günlerini bir kez daha anımsayalım istedik...Hoş, aradan 30 yıl geçmesine rağmen aklımızdan hiç çıkmıyor darbenin neden olduğu yıkımlar... Evet, değerli yazarımızın vurguladığı gibi AKP'nin uzaktan yakından 12 Eylül 1980 ile ilişkisi yok...Hatta varlık sebebini 12 Eylül'ün bizzati yarattığı koşullara borçlu olduklarını da bizler asla unutmuyoruz. Fakat manipülasyon ustası Recep bey, referandum gerekçesiyle yaptığı her konuşmada askeri darbelere çatmaktan geri durmuyor...Sanki yapılacak halk oylamasının tek bir maddesi varmış gibi, habire bel altından vuruyor TSK'ya...Hani ülkeyi hiç tanımayan bir yabancı yapılan konuşmaları, atılan nutukları dinlese zannedecek ki AKP gerçek bir demokrasi havarisi, özgürlüklerin yılmaz savunucusu ! Ayrıca kimse farkında da değil, yüksek yargı üzerinde plânlanlan oyunlardan...Varsa yoksa askeri patentli 82 Anayasasın da yapılacak değişiklikler...O da mecliste sağlanan uzlaşmayla değil, tamamen AKP kurmaylarının dizayn ettiği şekliyle ! Ve işin enterasan tarafı, necip halkımız % 92 gibi rekor oyla kabul etmişti söz konusu Anayasayı ! Şimdi de % 47 oy verdiği AKP'nin 12 Eylül soslu kurnazca hazırlanmış projelerinin tuzağına düşmek üzere...Dileriz yanılırız, ancak Recep bey'in toplamayı başardığı kalabalıkların heyecanına bakılırsa, maalesef zoka yutulmuş durumda ! Ahh...ah "12 Eylül" ! Aradan 30 yıl geçti, hâlâ işe yarıyorsun ve hizmet ediyorsun iktidara taşıdığın siyasetin nadide güllerine !..Ne diyelim, biz de son yıllların moda deyimiyle "Haydi hayırlısı !" temennisinde bulunalım...

Cmt, 2010-07-31 12:13
Macit Cününoğlu kullanıcısının resmi
Macit Cününoğlu

"Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür" derler, bizler tümden unutmuşuz...Hatırlarsanız 12 Eylül darbesinin iki numaralı paşası Nurettin Ersin 5.Ekim.2005 tarihinde ölmüştü. Cenaze törenine kimler katılmıştı dersiniz ? Kimler yok ki ?..Gazeteci Yalçın Bayer'in Hürriyet'te ki köşesinden bugün öğreniyoruz, başta Kenan Evren olmak üzere, Başbakan Erdoğan, dönemin Dış İşleri Bakanı A.Gül, Devlet Bakanı A.Babacan, Milli Savunma Bakanı V.Gönül ve İçişleri Bakanı A.Aksu !..Evet, bir kez daha memleketimden politikacı manzaraları ! Ve şimdi de söz konusu devlet büyüklerimiz ver yansın ediyorlar 12 Eylül rejimine, getirdiği yasal düzenlemelere...Ne dersiniz inanalım mı AKP'nin samimiyetine ? Yoksa "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diyerek gülüp geçelim mi ? Malümunuz meydanlarda bas bas bağırıyor Recep bey, "12 Eylül'e hayır" diye, halkımızın bir bölümüde yapılacak referandum da oyumuzun rengi "Hayır" olacaktır diyor...Halbuki tüm gerçekler ortada, paşalar ile omuzdaşlık yapanlar da iktidar da...Ne olur dersiniz halk oylamasının sonucu ? Paşa'nın cenazesine tam kadro koşa koşa gidenler mi kazanır, yoksa 12 Eylül'ün gerçek mağdurları mı ?..

İletişim | Kurumsal | Künye | İnsan Kaynakları | Reklam
| Copyright © 2007-2010