Yaklaşık 100 kişilik bir salondan içeri giriyorum…
Herkesin içinde aynı heyecan var… Az sonra Shiva Rea ile karşılaşacak olmanın, engin bir bilgi okyanusunda sörf yapacak olmanın heyecanı! Güzel sesli, son derece kendinden emin bir kadın giriyor içeriye… Masmavi gözleriyle herkesi süzüyor önce ve selamlıyor bir kişiyi bile atlamadan… Hepimizle tanışıyor, kalplerle temas kuruyor. Kalbim hızla atıyor. Doğru yerde olduğumu hissediyorum. Evimden kilometrelerce uzakta, Amerika’dayım ama evde gibiyim. Gözümü bile kırpmadan hayranlıkla izliyorum onu. Her bir hareketinden, her bir sözünden uyum, zarafet akıyor. Nefes alırken bile yoga halinde sanki…
Sanskritçe bir kelime olan yoga “bir ve bütün olmak demek aslında”. Ders boyunca çalıştığımız duruşlara ise asana adı veriliyor. Yine Sanskritçe bir kelime olan asana ise “rahat duruş, latif poz demek”. Shiva’nın enerjisi sarmalıyor sınıfı, alıp götürüyor trafiğin, dertlerin, sevgilinin, stresin olmadığı mistik bir diyara…
Daha önce hiç karşılaşmadığım ileri seviye duruşlar var.” Tıpkı hayat gibi” diyor… “Bunların hepsi birer mücadele, kendinle ya da yaşama karşı verdiğin… Şimdi söyle, sen tepki vermeyi ve yerinde saymayı mı seçiyorsun yoksa değişimi, uyumla akmaya hazır olmayı mı?”
Az önce titreyen kaslarım, gözlerimi yakan terim, zihnimdeki yeter artık dayanamayacağım diye çığıran o ses, sessizliğe gömülüyor aniden… Sahi ben buraya değişmek için gelmedim mi? Yenilenmek, gelişmek ve değişmek için! Zihnim şimdi daha sakin, asana şimdi daha rahat görünüyor bedenime. Hissediyorum akışı her bir hareketimde… Yaşam gücü ellerimde, ayak tabanlarımda, bacaklarımda, omurgamda … O bu kadar sınırsız ve enginken ben nasıl tükenebilirim nasıl pes edebilirim ki? Her şeyin anahtarı zihnimde. Karar veriyorum ve devam ediyorum…
İşte bu aralar ben yine böylesine heyecanlıyım, mutluyum! Çok yakında yine yollar görünecek! Çok sevdiğim eğitmenim Shiva Rea’nın yanına Amerika’ya gidiyorum…
Shiva yoganın kraliçesi olarak biliniyor. Gerçekten de enerjisi çok yüksek ve yetenekli! Gerçek bir eğitmen! Kendini tamamen yogaya adamış. Her şeyden önemlisi ilham verici biri! Her yıl yüzlerce öğrenciye ulaşıyor ve bilgisini ulaştırıyor.
Eğitimim bir yandan çok keyifli geçecek eminim bir yandan ise derinlerdeki beni dürtecek, sıkıştıracak. Uyan bakalım diyecek, işimiz bitmedi seninle! Yoga yoluna gönül verenlerin yolu hiç bitmez, öğrenecekleri de..
Yogaya gönül vermek demek öğrenmeye gönül vermek demek aslında! Kendini, gerçek benliğini tanımaya… Yoga dersi içindeki bu yazımda anlatacağımı söylediğim “Asanalar” yani duruşlar, zihni açan birer anahtar, Patanjali’nin yazdığı yogaya ulaşmayı anlatan, değerli Yoga Sutralar’ın yalnızca 3. Basamağı. Ama son derece etkili ve önemli. Ders boyunca sizi şekilden şekle sokan, bedeninizi hamur gibi yoğuran bu duruşlar aynı zamanda zihninizi de şekillendiriyor, eğitiyor.
Yoga ile yeni tanışan birini düşünelim: Daha önce hayal bile edemeyeceği duruşları öğreniyor, tek tek bedenine onları kabul ettiriyor. Üstelik sabitliğini bozmadan ve rahatça, gevşeyerek. Biri rahat mı dedi? Bu duruşların nesi rahat şimdi? Trikonasana (üçgen duruşu) adı verilen pozu ele alalım. Bacaklar iki yanda açık, ayaklar paralel. Nefes alırken sağ kolunu yere paralel oluncaya kadar kaldırıyorsun ve nefes verirken sağ elini sağ ayağının alt seviyelerine indiriyorsun. Konsantrasyonun bedenin sol tarafında. Nefes alırken bedeninin sol tarafındaki uzamayı, nefes verirken sağ taraftaki bükülmeyi hissediyorsun. İşte o anda zihnin devreye giriyor. “Hey, yeter, daha ne kadar bu duruşta kalacaksın? Yoruldum ben, canım yanıyor… Akşama da misafir var zaten, bir sürü koşturmaca canım sıkkın, çocuğunda okul toplantısı vardı yarın hay Allah!” Elbette zihnin bu oyunları ve diyalogları herkese göre değişir. Sonuç? Zihnin karmakarışık, bedenini ve seni ele geçirmiş.
Yol 1: Vazgeçer ve duruştan çıkarsın, belki de yogaya bir daha hiç gelmezsin, sıkıntıya gelemiyorsun.
Yol 2: Eğitmeninin sesine odaklanırsın, o sana devam etmen için anahtar kelimeleri verir. “Nefesini kaybetme, bedenine güven, yerçekimine bırak kendini, bırak bedenin kendi ağırlığıyla açılsın. Zihnini esnek tutarsan, bedenin de esner. Önce izin ver!”
Ders boyunca kendi içinde çıktığın bu yolculukta, bedeninin o ana kadar bildiğin sınırlı yapısından, zihnin sınırsızlığına ulaşıyorsun! Zamanla bir bakmışın, dışarıdaki hayatın karmaşası senin “asanan” olmuş! Nasıl sarsılmadan, sağlam duracağını artık iyi biliyorsun! Her zaman her yerde!
Namaste
Mehveş Özel Ebussuutoğlu