Referanduma giderken liderlerin konuşmalarını izliyoruz, okuyoruz. Görünen gerçek biz oy kullandığımız konuyu tartışmıyoruz. Referandumun artılarını eksilerini tartışmıyoruz. Biz liderlerin birbirine söz dalaşını izliyoruz.
Bir işportacı söylemi gibi…
Bu işportacı söylemde bir gerçekle yüz yüzeyiz.
O da CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırılar:
“ Dersimli olduğunu niye söylemiyorsun?”
“ Alevi sözcüğünü neden ağzına almıyorsun?”
“ Kürt olduğunu niye söylemiyorsun?”
“ Açıkla, annen Ermeni değil mi?”
“ CHP Genel Başkanının mezhebi bizi bağlamaz?”
Aslında Türkiye’de yıllardır her ortamda gizlice yapılan saldırılar, çektirilenler bir liderin kimliğinde gün ışığına çıktı.
Bu ülkede halklara ve inançlara kapalı kapılar ardından yapılan gerçek ansızın açıktan yapılmaya başlandı.
Tüm siyasi partilerde, sivil toplum örgütlerinde kısacası yaşamın her alanında Türkiye yurttaşı Kürtler, Ermeniler, Çerkezler, Abazalar, Gürcüler kısacası çeşitli halklar yaşamaktadır. Yine aynı biçimde çeşitli inançlarda yurttaşlar var. Kaldı ki bazı inançlar yok olmakla karşı karşıya kaldılar. Yezidiler gibi…
Halkların ve inançların varlığı ülkemizde değil dünyada da küreselleşme ile seslendirilmeye başlandı. Haziran ayında Kanada’da yapılan ‘Dünya Emek Kurultayı’nın açılışında Kanada sendikaları konfederasyon başkanı, “Kurultay açış konuşmasını ve duasını bizim yerli halkımızdan bir kadın ve erkek yapacaktır.” diye sahneye iki Kızılderili’yi çağırdı. Biri konuştu biri dua etti. Sonra da yerli halkın müziği ile dans gösterisi sunuldu.
Kısacası toprakları elinde alınan Kızılderili halk uluslararası toplantılarda konuşabilir, renk olarak sunulabilir, şarkısını söyleyip dansını edebilir. Bunun ne sakıncası var. Renk olarak bulunması bir katkıdır. Sadece renk(!) Anımsarsınız yazımda adaletin bu mu dünya diye sordum.
Ülkemizde yıllarca Kürtler, Ermeniler ve Aleviler renk olarak sunulmasa da bilindi az sayıda toplumsal yapılarda bulunduruldu. Bireysel ya da örgütsel başarılarında resmi kimlikleriyle kamuoyuna sunuldu. Bir Kürt ya da Alevi yurttaşın başarısı kimliği ile sunulmadı. Hatta bu kimliklerini açıklayan iş adamları o dünyadan silinmekten zor kurtuldu.
12 Eylül’de işkenceciler, gençlere öfkeyle, “ Ulan bu kadar ayıbı nasıl taşıyorsun? Kürt, Kızılbaş, Komünist” diye dövdüler. Sakat bırakıp, öldürdüler, astılar. Hatta o yıllarda “3K” nın esprili versiyonları hala anlatılır.
Tüm siyasi partilerde, sivil toplum örgütlerinde, bürokraside kısacası toplumsal yaşamın her alanında belli konumlarda Kürtleri, Alevileri, Ermenileri bulundurdular. Kürtler sesini çıkarınca, bakın benim örgütümde Kürt var diye böbürlendiler. Bu varlığı demokratlık nişanesi olarak sundular.
Ne zaman bu değerlerin tümünü taşıyan biri önemli bir konuma geldi bu kez onu kendi içinde getirenler de böbürlendi. “Bakın biz açılımı hepten yaptık Kürt ve Alevi birini genel başkan yaptık. Ey Kürtler, Eyy Aleviler daha ne istiyorsunuz? Oysa o kişi oraya çalışkanlığı, dürüstlüğü ve yeteneğiyle geldi. Karşısında olanlar da o özellikleri didiklemeye başladılar.
İşte bugün yeteneği, mücadelesi, aklı ile bir yere gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılanlar bu topraklarda yıllarca Kürtlere, Ermenilere ve Alevilere yapılanların gün ışığına çıkmasıdır.
Kılıçdaroğlu'na ilişkin sayın Y.Seyman'ın gözlemleri bizlere Cumurbaşkanı A.Necdet Sezer'i anımsattı...Görev yaptığı süre içerisinde Sayın Sezer'le de ne çok uğraşmışlardı...Köşk'ün bütçesinde yaptığı tasarruftan tutunda, markette ki alışverişine ve sıradan bir vatandaş olarak kuyruğa girmesine kadar...Elbette izlenenler toplumun alışık olmadığı fotoğraflardı. Aynı anlayış CHP'nin yeni lideri Kılıçdaroğlu için de anında devreye girdi...Sadeliği, açık sözlülüğü, mutevazı özellikleri kusurmuş gibi topluma gösterilmeye başlandı...Üstüne üstlük Recep Bey'in meydanlarda bas bas bağırarak söylediği "Soy, sop" araştırmaları da cabası ! Ayrıca bu işleri huy edinen çevreler, kendilerini kamuoyuna ülkenin en demokrat, liberal, özgürlükçü, evrensel kimlikler olarak tanıtıyorlar...Irkçılığa, faşizme de kesinlikle karşı oldukları iddiasındalar ! Evet, konumuzla ilgili Amerika'ya ve zenci sorununa bir göz atarsak...Siyah bir Genel Kurmay başkanı atamak veya Obama'yı ABD Devlet Başkanı seçmekle ırkçılık son mu buldu? Elbette ki cevabımız"Asla ve asla" olacaktır...Çünkü yüzyıllardır insanlığın DNA'larına kodlanan, bilinçlice yerleştirilen ırkçı şifreler ne acıdır ki öylesine kolay silinmiyor ve yok olmuyor...Bizim topraklarda olduğu gibi...O nedenle bu ülke de ne azınlıklar, ne de düşünceye dayalı özgürlükler sorunu biter... Sosyalist, Komünist, Kürt, Ermeni, Yahudi, Rum ve Alevi sorgulaması herzaman karşınıza çıkabilir...Bu özellikleri taşımak bizce doğaldır ama, diyelim ki hiçbiri değilsiniz...Ve dürüst, namuslu, ahlâklı ve M.Kemal sevgisiyle dolu yaşamaya çalışıyorsunuz...Peki neler bekliyor sizleri ? İktidarın ve AKP'nin başı Recep Bey açık seçik ve hiç çekinmeden cüretkârca diyor ki, "Bertaraf olursunuz, bertaraf !"...M.Kemal sevdalılarının başına bunlar geliyorsa, gerisini siz düşünün o zaman !..